Frankofon Türkler ve Fransız Dış Politikası

Açık toplum enstitüsü şu günlerde güzel bir çalışmayı kaleme almış ve Türkiye’nin Avrupa Birliği macerasını farklı bir gözden, Frankofon(fransızca konuşan, fransız diline ve kültürüne sempati/yakınlık duyan kişi, kurum, oluşum) Türklerin gözüyle ele almış. Fransa’nın son dönemlerde dış politikada kaybetmiş olduğu etkiyi Türkiye üzerinden kazanmaya çalışma çabaları Frankofon Türklerin Fransız Dış Politikasına bakış açıları ile ele alınmaya çalışılmış. Bu yazıda çalışmanın içeriğine de atıflarda bulunarak kısa bir analize yer vereceğim.

20. yüzyılın en büyük projesi olarak görülen ve kurulduğundan günümüze büyük bir kurumsallaşma evresi geçiren Avrupa Birliği ülkemizin de 40 yıldır üye olmaya çalıştığı bir topluluk. Süreç içinde birlik ile yaşanan ilişkiler hep inişli-çıkışlı bir durum arz etmiş olmasına rağmen Türkiye’nin bu süreci devam ettirmesi ve bu yolda adımların atılması çok önemli. AB süreci konusunda siyasi yelpazenin farklı kutuplarından farklı tepkiler gelse de sürecin ülkemiz açısından olumlu olduğunu düşünüyorum fakat birlik büyüdükçe karar alma mekanizması zorlaşmakta ve yeni üyelikler için ortak paydaların oluşması zorlaşmaktadır. Ortak birlik politikalarının olmaması da politikaların siyasetçilerin kendi dünya görüşüne göre uygulamasına neden olmakta bundan önce kurulan köprülerin yıkılmasına neden olmaktadır. 2005 yılında aday ülke sıfatını kazan Türkiye’nin ne yazık ki bundan sonra işi daha bir zorlaşmıştır. Dış politikada artık sıradan bir ülke konumuna gelen Fransa, birlik içinde bu yetersizliğini Türkiye üzerinden yapmış olduğu politikalarla kapatmaya çalışmakta ve kendi temellerine aykırı tüm adımları atmaktadır. Türkiye’nin insan hakları, eşitlik, modernleşme konusunda atmış olduğu adımları desteklemek yerine işin siyasi boyutunda yer alıp diğer etkilerini görmemekte ve olumsuz tavrını sergilemektedir. Okumanızı tavsiye ettiğim Frankofon Türkler- Fransız Politikası Hakkında Görüş Bildiriyor adlı çalışma yukarıda bahsettiğim nedenleri yaşayan insanların gözüyle daha ayrıntılı ve samimi bir şekilde yer vermiş. Bu kısa girişten sonra şimdi gelelim çalışmanın içeriğinde gözüme çarpan yerlere.

Çalışmanın giriş kısmında yer alan AB projesinin mahiyeti bu süreçle ilgili olumlu olumsuz fikir yürüten herkesin dikkatli bir şekilde okuması gereken türde bir yazı. “Batı modernitesi, kapsamlı, kapsayıcı, açık, inanç ayrımı gözetmeyen ve övgüye değer nitelikte bir projemidir? Yoksa, dar görüşlü, kapalı, dışlayıcı, ayrımcı ve keyfi midir?”. Evet problemin asıl nedeni aslında sorulan bu soruların cevaplarında gizli. Fransa ve onun arkasına gizlenen diğer devletler her ne kadar 2.sorunun cevabının muhatabı olarak yer alsa da Türkiye’ye olan ihtiyacın ve önemin farkında oldukça zorlaştırıcı politikalarından vazgeçeceklerdir.

Çalışmada en fazla üzerine durulan kısım Türklerin AB üyeliği konusunda takındıkları tavır ve beklenti değişimi. 2005 yılından bu güne ülkede yaşayanların AB ile ilgili beklentileri azalmış ve sempatileri azalmıştır. Tabi ki bunda en büyük nedenin birlik içinde Türkiye aleyhine atılan adımların ülkede yaşayan insanların reflekslerini harekete geçirmeleri. Haklı bir refleks olarak görülen bu süreçte hem birliğin daha iyi anlatılması gerekmekte hem de birliğin daha ılımlı adımlar atmaları gerekmektedir. Fransa’nın kartını çok kötü oynandığının belirtildiği yazıda Fransa’nın Türkiye’nin üyeliğini engelleyen bir düşman olarak kabul edildiğinden haklı bir şekilde belirtilmiş. Düşmanlık olmasa bile ilişkilerin üst düzeyde olduğu söylenemez. Hatta çeşitli büyük ihalelerde Fransız firmalarının ellerinin boş dönmesi işin ekonomik etki yöntemi ile farklı bir boyut kazandırılmasına neden olmaktadır. Potansiyel olarak bir çok AB üye devletinden daha büyük potansiyele sahip olan Türkiye’nin elindeki kozları iyi kullanması ve siyasi kültürel ve ekonomik alanlarda etkilemesi gerekmektedir.

AB ile ilgili tartışmalarda her zaman en büyük tartışma konusu olarak ele alınan kültürel erozyon konusunda çok başarılı tespitlere yer verilmiş ve Fransa’nın olaya kültürel farklılıktan ki din bu konuda önemli bir etkiye sahip oluyor kaynaklanan bir anlaşmazlık olarak gördüğünü ve Avrupalılık ilkeleri çatısında hareket ettiğinden bahsetmektedirler. Tarih boyunca hep öteki olarak görülen Anadolu’nun aslında tüm uygarlıkların beşiği ve kabul edilen değerlerin kaynağı olduğu gözden kaçırılmakta ve açıkça Fransa bu olayı bir bahane olarak kullanmakta hatta ülke topraklarının küçük bir kesiminin Avrupa’da olduğunu ileri sürerken Kıbrıs’ın hangi enlemde olduğunu unutmaktadır. Bir başka konuda aslında Sözde Ermeni Soykırım olayının kabul edilmesi ve diasporanın etkin çalışmaları. Diaspora faaliyetlerinden dolayı ikili ilişkileri bozmakta ve çözümü güçleştirmektedir. Tabi ki bu noktada lobicilik faaliyetlerimizin ne kadar yetersiz olduğunu hatırlatmakta fayda vardır.

Çalışmanın diğer bölümlerinde Fransa ve politikalarına dair analizlere ve görüşlere yer verilmiş ve çeşitli konularda Fransa’nın nasıl çırpındığına dair güzel örneklemelere yer verilmiş. Hatta Fransız politikasında kalitenin düştüğünü ve kısa vadeli çıkarların önem kazandığından bahsedilerek çok önemli bir tespitte bulunulmuştur.

Sonuç olarak çalışma olayı açık bir şekilde ele alarak ilişkilerin aslında ne kadar kötü olduğunu gözler önüne sermektedir. Sarkozy döneminde ilişkilerin böyle devam edeceği düşünülmekte olup Türkiye’nin yılmadan ve usanmadan bu sürece bağlılığını devam ettirmesi gerekiyor. Ülkemiz süreç içinde psikolojik bakımından yıpransa da yolun sonunun aydınlık olacağı muhakkaktır.

Siz de çalışmayı okumak için buraya tıklayabilirsiniz. Görüşlerinizi merak ediyoruz.

Etiketler:, ,

Benzer Yazılar

Yazar:
Önceki Yazılar Sonraki Yazılar

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0 paylaşım